BEDEL ÖDEMEYE HAZIRMISINIZ ?
Engin ARDIÇ tarih 24.10.2007, 07:44 (UTC) | | | Bedel ödemeye hazır mısınız?
24 Ekim 2007 Çarşamba 09:05
Savaşın da bedeli var. Ödemeye hazır mıyız? Hesap eden var mı?..
Gerçekten hazır mısınız? bedel ödemeye.. Akşam yazarı Engin Ardıç savaş isteyenlere 1. Dünya savaşı yıllarını hatırlatıyor..
Karaborsa, sefalet, ve açlığın kol gezdiği Osmanlı'nın son döneminden örnekler veriyor..
Savaşa kimlerin gideceğini kimlerin kaçacağını, bedel ödeyeceklerin gerçekte kimler olduğunu bir bir sıraladı..
Savaşın acımasız yüzünü çarpıcı biçimde yazan Ardıç'ın yazısına virgülüne dokunmadan veriyoruz:
-Kordi Miloviç’i duymuşluğunuz var mıdır, pembe tombul bir operet yıldızıydı, Avusturyalı... Yoksa Cordy Milowitz mi yazmalıyım?
Birinci savaş yıllarında İstanbul’a gelmişti, İstanbul’u kasıp kavurmuştu...
Haspa bir yandan Tepebaşı Tiyatrosu’nda Çingene Baron ve Çardaş Prensesi gibi eserlerde bülbül gibi şakıyordu, bir yandan da, temsilden sonra, Tokatlıyan Oteli’nde yatak çalışmalarına ağırlık vermişti...
İaşe Nazırı Kara Kemal ve levazımcı Topal İsmail Hakkı’nın zengin ettiği İttihatçı bulgur kralları, mercimek kralları, vagon tacirleri de, Miloviç’in kapısında kuyruğa girmişler, karının cıgarasını bin liralık Osmanlı Bankası banknotlarıyla yakar olmuşlardı... Yatağına banknot da döşüyorlar, binlerce lirayı karıya çarşaf yapıyorlardı... Yol yakındı, hemen köşedeki Cercle d’Orient kulübünün kumar masasından kalkacaksın, Galatasaray yönünde elli adım yürüyüp otele dalacaksın. İstersen çıkınca otelin lokantasında yemek de yiyebilirsin, şampanya dahil yüz kuruş.
Aynı günlerde Laleli yangın yerinde ve de Sarayburnu sur dibinde otuz kuruşa erkek çocuk satıyorlardı, açlıktan.
Çocuk satıyorlardı dediysek, evlat edinmek için değil tabii... O çocukların anaları da sokağa düşmüşlerdi, içinden süpürge sapı çıkan yarım okkalık kara tayına... Bunlar genellikle şehit eşleriydi.
(Yaa... Yoksa siz, halkın İttihat ve Terakki’ye gösterdiği derin tepki 2007 yılının işidir mi sanmıştınız?)
Son günlerde çalınan savaş tamtamlarının gürültüsü içinde, Miloviç aklıma geldi, bir kostaklanma da dikkatimi çekti.
Hemen herkes “bedeli neyse ödemeye hazırız” diyor. Kiminin kanı kaynadığı için, kimisi hükümeti batırmak amacıyla.
Futbolda denemeyi pek sevdiğimiz “doldur boşalt” yöntemi gibi, bunun da bir “Irak’a gir, vur, çık” işi olduğunu sanıyorlar.
Uzun soluklu bir serüvene gerçekten hazır mısınız?
Arabanızın deposunu bin liraya dolduracağınız bir serüvene?
Doların beş lira, avronun on lira olduğu, Migros’ta hiçbir ithal tüketim malını bulamayacağınız, gene Amasya’nın elmasına, Anamur’un muzuna kalacağınız bir Türkiye’ye hazırlığınız gerçekten tamam mı? (İşin kötüsü, o durumda Diyarbakır’dan karpuz da gelmeyebilir.)
Karaborsa yapmayacaksınız ama, söz mü? İstifçilik de yapmayacaksınız, tezgâh altından mal satmayacaksınız!
Televizyon orospularına para yedirmeyeceğinizi garanti ediyorsanız, ben varım.
Çünkü, misliyle artarak gelecek olan şehit tabutlarının hiçbirinin içinde, Kuruçeşme gecelerini kasıp kavuran zengin piçleri olmayacak.
Gene köylü çocuklarıdır ölecek olanlar... Aç kalacak olan da işçi ve memur. Sokaklarda sürünecek olanlar, emekliler.
Var mıdır aranızda güneydoğu cephesine gönüllü gidecek, yok canım, vuruşmaya değil, geri hizmette çalışmaya?
“Hayatını küçültmek” deyimiyle küçümsenip geçilen o darlığa gerçekten düşünce yaygarayı basmayacaksınız, söz mü?
Örneğin ücretiniz yarıya inince şarlamayacaksınız, okey?
Var mısınız Tekalif-i Milliye’ye, her evden iki kat don fanila, çorap vermeye? (Kağnıyla mermi taşıtmazlar, korkmayın, o eskidendi.)
“Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda zaten mevcuttur” demişsiniz, demek ki uçak, helikopter, tank, top gerekmiyor...
Ama sıkıntıya girmek şart. Kaçınılmaz.
Kaçmayacaksınız, kaytarmayacaksınız. Yemiyorsa, bedeli her neyse ödemeye hazırız diye efelenmeyiniz. Kostak değilseniz, boşa kostaklanmayınız.
Çünkü o bedeli kendiniz ödemeyecek, gene başkalarına ödeteceksiniz... Bugüne kadar öyle olmamış mıydı?
| | | |
|
PKK DERİN DEVLETİN HESABINA VURUYOR
Ahmet ALTAN tarih 04.10.2007, 12:51 (UTC) | | |
"PKK, neden “derin devletin” böylesine işine yarayacak bir politika izliyor?" İşte bu zor soruya polemik çıkartacak bir yanıt. Gazeteci yazar Ahmet Altan PKK nın nasıl doğduğunu anlatıyor.
Kürtler ve PKK
Kürt siyasetçiler hep aynı açmazla sıkıştırılır:
“PKK’nın terörist olduğunu söyle.”
Bir Kürt siyasetçi kolay kolay bunu söyleyemez.
Neden söyleyemeyeceğini anlamak için bu örgütün ortaya çıktığı dönemi iyi hatırlamak gerekir.
1980’li yıllarda askeri bir cuntanın gölgesi Türkiye’nin üzerindeyken, Kürtçe konuşmak, Kürtçe şarkı söylemek, Kürt çocuklarına Kürtçe isimler koymak yasaklanmışken, Diyarbakır Hapishane’sinde Kürtler tarihte eşine az rastlanır bir zulmün hedefiyken ve seslerini duyurmanın hiçbir yasal yolu yokken çıktı PKK ile Öcalan sahneye.
Televizyonda konuşmasını bizzat dinlediğim, istihbarat dünyasını yakından izlediği anlaşılan bir akademisyen, “12 Eylül cuntasının, Amerika’nın önerisiyle Kürtleri dağa çıkmaya zorlamak için böyle bir baskı yöntemini bilinçli bir şekilde seçmiş olduğunu” söylemişti. Onun söylediğine göre Amerika, “dağa çıkanları rahatça yakalarsınız” demişti. Bunun için baskılar, işkenceler artırılmıştı. Kürtler çaresiz bırakılmıştı.
Bir daha da kimseden bu iddianın yalanlandığını duymadım.
Bu şartlarda doğdu PKK.
Kürt çocukları bu şartlarda dağa çıktı.
O günlerde durumun ne olduğunu anlarsanız, Kürtlerin büyük çoğunluğu için “Öcalan ve PKK” kavramlarının da ne anlama geldiğini de anlarsınız.
Kürtlerin geçmişinde Öcalan ve PKK kutsal değerler olarak vardır.
Ama soru şudur:
Kürtlerin geleceğinde Öcalan ve PKK var mıdır?
Bugün şartlar çok değişti çünkü.
Türkiye, Avrupa Birliği üyeliği yolunda zar zor da olsa yürüyor.
Ülkenin üstündeki baskıların önemli kısmı kalktı.
Sadece Kürtlerin değil bütün Türkiye’nin özgür ve zengin olabileceği bir hedefe doğru yavaş da olsa ilerleniyor.
PKK ise şartlar hiç değişmemiş gibi davranıyor.
Anlamını kimsenin çözemediği eylemler yapıyor.
Yollara mayınlar döşeyip askerleri öldürüyor, minibüsleri tarıyor.
Öcalan, askerlerin koruduğu bir adada mahkumiyetini çekerken “gerginliğin sürdürülmesi” için emirler veriyor.
Mayınlarla askerleri öldürmenin, minibüsleri taramanın, Kürtlere özgürlük ve zenginlik getireceğine inanan kimse var mı bu ülkede?
Kürtler, gerginliğin hem kendileri hem de ülke için mutluluk yaratacağına inanıyorlar mı?
Buna inananlarının çok fazla olduğunu sanmıyorum.
Yollara mayın döşemek, pusu kurmak, gerginlik yaratmak, iktidarını sürdürmek isteyen “derin devlete” yarıyor sadece.
PKK, neden “derin devletin” böylesine işine yarayacak bir politika izliyor?
Hem Kürt gençleri hem de Türk gençleri ne için ve kim için ölüyor?
Eğer “derin devletin” iktidarı bu gerginliğin yardımıyla sürerse, Türkiye AB’den ve demokrasiden uzaklaşırsa, Türk ve Kürt aydınları yeniden hapishanelere doldurulursa, işkenceler başlarsa, bu gelişme, Kürt ve Türk gençleri için çok olumlu bir sonuç mu verecek?
Kürtler çok acı çekti, çok eziyet gördü, çok haksızlığa uğradı.
O günleri yeniden geri getirmeye çalışmanın kime ne yararı olacak?
Eğer hesap, “bir darbe ortamı yaratılır, bir cunta iktidara gelir, baskılar, eziyetler artar, dağa çıkan çocukların sayısı yeniden çoğalır ve biz eski gücümüze kavuşuruz” hesabıysa, bu çok gaddarca bir hesap.
Üstelik de tutmaz.
Kendi zalimine yardım ederek mutluluğa ulaşmış bir halk yok tarihte.
Bundan sonra da olmayacak.
Şu gerçeği herkes kabul etmek zorunda: Şartlar değişti.
O çok bilinen ifadeyle söylersek, “aynı suda iki defa yıkanılmaz.”
Yıkanılmasın da… İçinde yıkandığımız su, su değil kandı çünkü.
Kendi çocuklarımızın kanı.
Kürtlerin de Türklerin de geçmişinde kimlerin olduğunu biliyoruz.
Geleceğinde kimlerin olacağını ise…
Bu kanı durduracaklar belirleyecek.
Kanı durdurmanın imkanı var çünkü artık, tarih bize bu şansı bağışladı.
Çocuklarımızı kurtarma şansını verdi bize.
Bu şansı yok etmeye çalışanlar, mazlumluktan zalimliğe geçerler.
Ve zalimlere yer vermez gelecek.
Ahmet Altan
| | | |
|
Göreve başlayacağı gün kazada öldü
Murat YILDIRIM tarih 04.10.2007, 12:45 (UTC) | | |
Şanlıurfa'nın Suruç ilçesine öğretmen ataması yapılan Ali Rıza Harmancı, göreve başlayacağı gün trafik kazasında hayatını kaybetti.
Edinilen bilgiye göre, Ali Rıza Harmancı (30), 1 hafta önce Suruç Milli Eğitim Müdürlüğü'ne yaptığı müracaat üzerine Suruç ilçesine bağlı Hacılar köyüne ücretli sınıf öğretmeni olarak atandı. Harmancı, bunun üzerine memleketi Adıyaman'dan Şanlıurfa'nın Suruç ilçesine gitti.
İlçede üniversiteden arkadaşı olan Cemalettin Ergün'le buluşan Harmancı, atandığı Hacılar köyüne gitmek için Ergün'den yardım istedi. Cemalettin Ergün, Harmancı'yı Hacılar köyüne götürmek için babasının otomobilini aldı. 06 D 6369 plakalı otomobilin direksiyonuna geçen Harmancı, Cemalettin Ergün ve akrabası Mustafa Ergün ile Suruç'tan yola çıktı.
Hacılar köyüne 15 kilometre kala, 11 Nisan beldesindeki tali yoldan süratli bir şekilde ana yola çıkan otomobil, Gaziantep istikametinden Şanlıurfa'ya gitmekte olan Emin Kıskaç'ın kullandığı 63 KU 670 plakalı TIR'ın altına girdi. Kazada Ali Rıza Harmancı olay yerinde ölürken, Cemalettin ve Mustafa Ergün yaralandı. Yaralılar Suruç Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındı.
| | | |
|
SURUÇ'UN SU SORUNU
Mehmet BÜLBÜL tarih 15.09.2007, 07:56 (UTC) | | |
Suruç kazasının 1960 yıllarında her tarafı yemyeşil küçük bir kaza olup o günü şartlarından herkesin kendi imkanları ile kazdığı suyun bazı yerlerde yarım metre bazı Yerlerde bir metrede çıkıyor olması o günlerde insanlara kolaylık sağlıyordu.Bazı köylerde Sebzecilik ekiminin yanında yeni yeni pamuk ekimi denemeleri başlamıştı .
Bu pamukla ilk tanışıklık benimde 1966 pamuk ekmeye başlama tarihimdir.O zamanın Şartlarında tek pistonlu kollu veya iple çalışan motorlarla pamuk sulamasına başladık. Bunun İçin o zaman kol gücü ile işleyen kuyu kazma çalışmaları ile ortalama 9 metre derinlikte kazdığım su kuyusu ile 3 .inçlik borular kullanarak 24 dönüm pamuk ekimi yaptık.Bu şartlarda başlanan pamuk ekimi suyun bol olmasından dolayı bu 3 inçlik sı ile bir kişi tek başına sulama yapmaz kadar bol bir su varlığı vardı.
Ovada pamuk ekimi ile insanların ekonomik durumu eskiye nazaran hızla düzelmeye başlamış insanlar yeni iş imkanlarına kavuşmuştu.Örneğin tarlası olmayan şahıslar bile bu tarımsal değişmeden büyük faydalar görmeler başlamış.çapa sulama ortaklık gibi uğraşalar bulmuştu.Böylece insanların mevsimlik işçi olarak diğer illere gitmesine gerek kalmamış kendi memleketlerinde bulunmanın rahatlığı içinde idiler.Bu maalesef bizlerin bilinçsiz su kullanımı ve doğal olarak barajların yapımı ile değişen yer altı su kaynaklarının değişmesi mevsimlerin doğasının değişmesi ile yeterli yağışların alınmasından dolayı yer altı sularının hızla tükenmesin sebep oldular.Buda her sene daha da derine çekilen yer altı sularının çıkarılması için daha derin kuyu ihtiyacı doğurmuş buna paralel dizel motorlar ihtiyacı karşılamaz olduğundan elektrik motorlarına başvurulmuş ve bundan dolayı masraflar katlanarak artmıştı.Buda fazla sürmeyip koca Suruç ovasında pamuk ekimine son noktanın konmasına sebep oldu.Ve bunun acı sonucu olarak Suruçlu ekmek parası için Cizre’den .İstanbul’a kadar geniş bir coğrafya göçmek durumunda kaldı.Böylece insanlar kışın Suruç’ta baharın ilk günleri ile ekmek kavgası için Suruç’u nerdeyse harabeye çeviren göçüne başlamak durumunda bırakıyor.Hattaki yazın Suruç’ta insan bulmak imkansız gibi bir şey. Bu şartlar altında insanların ekonomik durumu gün be gün kötüleşmekte alım gücü sadece hayatta kalmak adına bir iki kuruştan öteye gidememektedir.
Bu olumsuzluklara karşı düşüncesi bile insanı heyecanlandıran koca bir projenin yanı başımızda olmasına rağmen yıllardır anlamlandırılmayan sebeplerden dolayı şimdiye kadar herhangi bir faydasını göremediğimiz Atatürk Barajı nispet yaparcasına harana tüm bereketini taşımaktadır.Bu bölge insanına eşit olarak dağıtılmalı ve neredeyse açlık sınırına yaklaşmış Suruçlunun da derdine bir an önce derman olmalıdır.Zira sulu tarımı ilk uygulayan ve bu konuda haklı bir tecrübe edinen Suruçluda kendi evinde oturup kendi tarlasını yeşilliğini görmek ister.Yıllardır süren göçebe yaşantı insanları psikolojik olarak etkilemekte oradan oraya göçen ailelerin çocukları eğitimlerini tamamlayamamakta.Bu dramın tek dermanı var oda deli Fırat tın suyunun bir an önce Suruç ovası ile buluşmasıdır.
Emekli Çukobirlik Md. Mehmet BÜLBÜL
| | | |
|
SURUÇ’U AĞLATAN SU
MehmetH.ÖCAL tarih 15.09.2007, 07:55 (UTC) | | |
1947 yılı baharında Suruç’u ilk defa görmüş, hayran kalmıştım. O tarihlerde 9 yaşında bir çocuktum. Suruç’un bahçesinde tadına doyulmaz bir devran sürmüş, güzel günler geçirmiştim.
Yaz’ın okullar tatil olunca zapt edilmez bir arzu ile yine Suruç’a koşmuş bir de derelerinde, pınarlarında Suruç’un tadını çıkarmıştım. O tarihlerde Suruç’umuzun "Su" diye bir problemi yoktu. Kuyular ağzına kadar doluydu; küpten su içer gibi taş’la maşrapa ile kuyudan su alır içerdik.
Evlerin avlusunda bile kaysı, nar, şeftali, dut ağaçları vardı. Güllerin arasında bülbüller öterdi.
Yeşillikler içerisindeki bahçe ve bostanlar bir sebze membaı, karpuz kavun yatağı idi. O tarihlerde birkaç komşumuzu” Suruç’un domatesleri sulu ve bereketlidir.” diye “Salça” çıkarmak için aradaki akrabalarının yanına geldiklerini görmüştüm.
Bu bolluk, bereket yıllarca devam etti. Suruç’un altında bir tatlı su deryası varmış ki, Pompalar, tulumbalar yıllarca su çekti. Ovayı yeşile gark ettiler…
Fakat her şeyin bir sonu olduğu gibi nihayet Suruç‘un suyunu da bitirdik. İlkokulda pek akıl erdiremediğimiz “Orta Asya da deniz kurumu sanı” çocuklarımız gelip Suruç’ta ders olarak öğrensinler.. O tatlı suyun derya denizi nasıl kurudu, ovalar nasıl viraneye döndü, halk nasıl göç ediyor, her yönüyle bir ders ve ibretlik durum. Büyük- Küçük gelsinler, Suruç’ta öğrensinler..
Ders’in bir yönü de bugünle ilgili. Suruç’u diriltmek için Devlet bir proje hazırlamış. GAP Kapsamında Suruç’u Baziki ‘yi sulama projesi her şeyi tamamlamış, bitmiş, formalite diye bir şey kalmamış. Ama iş tatbikata gelince rafa konulmuş “Para yok” denmiş. Yıllardır ve halen de yok…
Siz, yüzde yüz kazançlı çıkacağınız bir yatırıma "para yok" der misiniz? Ne yapıp o parayı bulur, ovaya suyu getirir, ondan sonra elde edeceğiniz gelirle, diğer ihtiyaçlara; Doğuya Güneydoğuya koşarız.
Devletimiz bunu düşünmekten aciz değil elbette. Yokları var etmek zorundayız. "Suruç’u Sulama Projesi" bir an önce hayta geçirilmelidir.
Mehmet H.ÖCAL 21.NİSAN.2004
| | | |
|
MUHSİN MELİK PARKINA YAZIK OLDU
Murat YILDIRIM tarih 29.08.2007, 20:56 (UTC) | | | İmkansızlıklar içerisinde Şanlıurfa Ziraat Mühendisleri Odası tarafından Merhum Muhsin Melik adına yapılarak 2006 yılında şaşalı bir törenle açılışı yapılıp korunması amacı ile Suruç Belediyesine teslim edilen Muhsin Melik Parkı Belediyenin ilgisizliğinden dolayı malesef sususluktan kurudu.Açılışında Suruç'ta ilk park olup diğerlerininde devamı olacağını umuidi ile sevinen suruç halkı,bırakın diğerlerinin devamını var olanında kuruması ile malesef hayal kırıklığına uğradı. | | | |
|
|
|
|
 |
GAP MÜHENDİSLİK
Dikili Mahallesi Sanayi
Sokak No:5 SURUÇ/ŞANLIURFA
GSM:0542 743 58 21 |
 |
-MİMARİ UYGULAMA
PROJELERİ
-STATİK / BETONARME
PROJELERİ
-ELEKTRİK TESİSAT
PROJELERİ
-SIHHİ TESİSAT
PROJELERİ
ÇİZİLİR
GSM: 0542 743 58 21 |
|